15 Kasım 2009 Pazar
5 Kasım 2009 Perşembe
16 Ekim 2009 Cuma
13 Ekim 2009 Salı
Büyümek.

Biz cücük kadarken;
Ne güzeldi dünya. Ne Nijerya’da ki susuzluktan ölen çocukları biliyorduk nede Captan Tsubasa’dan değerli şeylerin olduğunu. Sorumluluklarımız anne çişim geldi demekten ibaretti. Çoğumuzun en acı hatırası fermuara pipiyi kaptırmaktı muhtemelen.
Biz büyüdük;
Kimimiz sağcı oldu kimimiz solcu. Bazılarımız ayakkabısının arkasına bastı bazılarımız ise saç uzattı. İyi ve kötü gibi siyah ve beyaz gibi, bulduğumuz her boşlukta kutuplaştık. Kutuplaştıkça çirkinleştik, çirkinleştikçe büyüdük ve insan olduk.
Hani diyor ya o şarkıda
“biz büyüdük ve kirlendi dünya“
12 Ekim 2009 Pazartesi
Konya Rock Fest 3

Uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Bu topraklarda zaten adam gibi onların tabiriyle festival bizim tabirimizle konser göremedik. Kinaye yapıyoruz çünkü bizim gördüğümüz festivaller iki, üç gün süren sosyalliğin dibine vurulan çeşitli aktiviteler yapılan ana teması müzik olan insanı eğlendiren organizasyonlardır. Fakat Konya’da düzenlenenler ise hangar gibi kapkaranlık bir mekan da bitse de gitsek tadında çalan gruplardan ibaret.
Gelen gruplar sağlam olsa ses sistemi kötü oldu, ses sistemi düzgün olsa gruplar vasat oldu böyle bir kısır döngüde potansiyelini de yitirdi Konya. İlk düzenlenen organizasyonlarda hınca hınç dolan mekanlar kalitesizlikten dolayı açarım evde winamp’tan dinlerim mottosuna dönüştü. Mesela en son gittiğim festivalde gözlüklü bir hacı amca, çilekeş sahnedeyken ses sistemini bozacaksınız edasıyla eli belinde sahnenin içinde dolaşıyordu.
Geçtiğimiz yazdan sonra bir daha da adam gibi bir organizasyon olmaz derken her yerlerde gene “ festival” haberleri çıktı. Bunlardan ilk gruplarını açıklayan Konya rock fest III oldu. 12 Kasım 2009 da başlayacak olan festivale gelen gruplara şöyle bir bakalım.
MANGA
GRUP SEKSENDÖRT
FREYR
LEWANMORT
80 WATT
ATRA VOTUM
RAWEL
ARTIK ÜÇLÜ
FİLTRE
ARSNOVA
Bu sefer olur mu dedik durum maalesef içler acısı.
“Festival” dedikleri organizasyona gelen grupları başka bir memlekette tek gecede bir barda çıkartıyorlar. Olmamış diyor 3 puan veriyoruz.
Bakalım diğer organizasyonlar nasıl olacak?
11 Ekim 2009 Pazar
mIRC’li yıllar.

Fotoğraflı, görüntülü konuşma falan yok o zamanlar, karşınızda 17 yaşında İzmir’den Ayşe olduğunu iddia eden kişinin orta yaşlarda fırça bıyıklı bir boz yiğit olma ihtimali orantıya vuracak olursak %80. Ayna, ayva, zurna isimli en popüler kanallarda op’lar dünyayı ben yarattım ovalar biraz zaman aldı edasında. Özel konuşmalarda ise @’---,-- şeklinde gül gönderiyor millet birbirine.
Bitmedi!
150 kiloluk hanım kızlarımız yalnız_prenses, bayırgulu nickleriyle tarzı endam ediyorlar, erkek başına düşen kız sayısı %1 olduğu için kiloları pek göze batmıyor tabi. Caps lock’u açık unuttuğunda ise “ neden bağrıyosun amaağğ “ diyen tiplerin yeri ise bambaşka.
Aradan yıllar geçiyor..
Para internete bulaşıyor..
eM eS eN Gelişiyor…
Mirc ölüyor.
Bir titreşim, dört cümleyi geçemediğimiz günümüz msn’lerinden, sabahlara kadar geyik yaptığımız mirc alemine saygılar.
“Crayz_boyyy_2323: slm
XxXYalnizKurtXxX: slm
Crayz_boyyy_2323: nbr
XxXYalnizKurtXxX: ii u?
Crayz_boyyy_2323: iiiiii
Crayz_boyyy_2323: Asl?
XxXYalnizKurtXxX: 23/M/bolu sen?”
8 Ekim 2009 Perşembe
7 Ekim 2009 Çarşamba
Hayal'e..

Çözülsem egolarımdan, buhar olsam karışsam gökyüzüne.. Yağsam tane tane, binlerce kez üstüne.. Islatsam seni, mutlu yada mutsuz farketmez o anki duygularına ben yön versem. Duygularınla bir şekilde girmiş olsam içine, senken biz olsak.. Kirlenmemiş bir çocuk edasıyla tanısak birbirimizi. Birbirimizi büyütsek biz olarak yaşlansak. Nefes yerine huzur alıp versek el ele toprak olup yeşersek sonsuza..
QdR.
6 Ekim 2009 Salı
Fizy!

İnsanın bedeninde kanın %92’si, kemiklerin %22’si, beynin ve kasların %75’i suysa ruhu içinde müzik aynı orantıdadır. (en azından benim için.)
Müziğe bu kadar bağımlıyken fizy.org’u atlamak bir hata olur.
Bu bir türk sitesi ama bu sizi korkutmasın. Oldukça sade, hızlı, basit ve güzel.
Arşiviniz yokken sıkça başvurabileceğiniz bir site.
Türk Telekom el atmadan tadını çıkarmanız dileğiyle.
5 Ekim 2009 Pazartesi
Mevsim
2 Ekim 2009 Cuma
Türklerin internet ile imtihanı.

Vakti zamanında bilgisayarı “soliter” oynamak haricinde açmayan, www.keremgongeroglu@hotmail.com tadında msn adresleri alan yurdum insanı, geçen yıllarla büyük mesafe kat etti bilişim sektöründe.
Sabahları arkadaşlık sitelerinde etiket yapabilmek için html kodunu bile öğrendi, geceleri ise +rep, emeğe saygı diyerek paylaşımcı ruhunu ortaya koydu forumlarda. Fazla uzatmadan toplumumuzun dört kutsal sitesine geçelim.
Türk insanı için internet dörde ayrılır.
Msn
Google
Youtube
Facebook
Msn:
Türk insanın internet ile ilk büyük imtihanıdır. Msn listenizdeki biri selam yazmadan önce titretir, sizde onu titretirsiniz, o sizi titretir. Bir kelime yazana kadar devam eden bir kısır döngü oluşur. Önümüzdeki 20 yılda bunun aşılacağını öngörüyorum.
Google:
Yurdum insanı Firefox, Explorer, Chrome bilmez, önemsemez. İnternet demek Google demektir. Adresini bildiği bir siteyi tarayıcısının yerine, google’nın arama çubuğuna, www.adres.com şeklinde yazarak aratır, çıkan sonuçtan tıklayıp girer.
Youtube:
Nasıl bir kitlesi var hala çözebilmiş değilim. Japonya’da çıkan anormal boyutlarda bir su hayvanının videosu altında sağcı/solcu, dinci/komünist, türk/kürt kavgası görmeniz muhtemeldir. Paso giydirirler birbirilerine amansızca, benim babam senin babanı döver edasıyla.
Ve son zamanların en gözdesi, Facebook:
Başlı başına toplumumuz hakkında bir gen haritası. Ortalama her Türk profilinde üç, beş yabancı bayan arkadaş görmek mümkün. Biri Çin’den diğeri Norveç’ten ne kadar kültürlüyüz değil mi? En cahilimiz 7 dil biliyor. “Günde mutlaka bir kere işeyenler xD” “Mesaj yazarken kim o diye soranlara hiç kimse diyenler” gibi yüzlerce yaratıcı(!) gruptan ziyade bunlara üye olan binlerce türkün olması gerçekten düşündürücü. Başlı başına bir tez konusu aslında bu facebook konusu, başka bir girdi de daha uzun uzadıya inceleriz.
Geldik sözün sonuna, Dünya’yı fetihlerle esir edemesek de, internet sayesinde kanser etmemize az kaldı Türkiye’m. Öptm, k.i.b. a.e.o, mcxxs! <3
Not : Duy bizi Google Translate! Emo dil desteği istiyoruz.
26 Eylül 2009 Cumartesi
Konya'ya dair..
15 Eylül 2009 Salı
Maç hangi saat hangi kanalda?

Trt spikerlerinin maçın ortasında sahaya dalıp röportaj yaptıkları dönemler mazide kaldı. Endüstriyelleşen futbolla beraber yayıncılar da endüstriyelleşti.
Türkiye’de futbol konusunda bir soğuk savaş var yayıncılar arasında. Kutupların başını şüphesiz ki Digitürk ve D-Smart çekiyor. Arada bir Fox Tv ve Atv gibi kanallar milli maçları yayınlarken yabancı ligleri de Ntv Spor sayesinde izleyebiliyoruz.
Şampiyon ligi ve Europa ligi Doğan holding yani D-smart bünyesin de. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaşın Avrupa maçlarını da doğan medya grubu yayınlıyor, bazen şifreli bazen şifresiz.
“ Kanal D
Star Tv
TNT
CNN Türk
Football Smart “
Doğan Medya Grubu’nun elindeki kanallardan bazıları.
Şifresiz maçın hangi kanallarda yayınlanacağı ise taraftarlar için tam bir çile.
İşte tam burada imdadımıza LIVEONSAT yetişiyor. Tüm futbol maçlarının hangi saatte hangi kanallarda yayınlandığına dair güzel bir açıklama sunuyor. Böylelikle uyduda bulunup ta şifresiz olan bir yayını da öğrenebilmiş oluyoruz.
Adresi tam olarak: http://www.liveonsat.com
13 Eylül 2009 Pazar
Deprem ve Konya’ya etkileri.

Konya; Çocukken babannem anlatırdı. Bir gün bir sel gelecek ne var ne yok alıp götürecek deniz olacak Konya diye. Bende Ankara’lıların denize girme ihtimalini düşünürdüm. Deprem doğal felaketlerimizin arasında hiç yoktu bizim. Bakmayın böyle yazdığıma 99 marmara depremini kumla’da yaşamış biriyim. (yalova’ya yarım saatlik mesafe) Ama Konya Marmara da gösterilen fay hatlarının hiç birine sahip değildi. Hazırlıksıztı Konya’lılar depreme nitekim ceremesini de çektik.
4.5 ve 4.7 şiddetinde ardı sıra gelen iki deprem ve artçıları.
Bilanço:
400 yaralı.
Bir çok kişinin depresan kullanarak uyuması.
Hurafelerin tavan yapması. (Cuma 12 de deprem olacak, sabah 5 te sallanacağız, belediye anons yaptı evlerinizden uzaklara gidin çok şiddetli bir deprem geliyor vb..)
Sakarya ve İstanbul başta olmak üzere bir çok şehrin gülerek ve garip karşıladığı rakamlar, ve tanımlar. Lakin acı bir gerçek var ki Konya’da yapıların çoğu çürük, dayanıksız. (bkz: Zümrüt sitesi) Büyük bir depremde muhtemelen şehrin yarısı yok olacak. İnsanların korkuları deprem görmemişlikten ziyade birazda bundan kaynaklanıyor.
Bu depremler öncüyse alayımıza rahmet diliyorum ki bilim adamları bunun tam tersini söylüyor, az panik çok etlekmek gerisi kolay.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Bir adam, iki kitap.
Adam Fawer isimli bir yazar.
Yumurtasını nasıl sever?
İlk kız arkadaşını kaç yaşında öpmüştür?
Küçükken topu inşaata kaçmış mı?
Bunlar hakkında pek bir bilgim yok. Bu adam hakkında ki bilgim, 500 sayfalık kitaplarını insanlara üç gün içinde sinema tadında okutması.
4 Eylül 2009 Cuma
Screamer Radio
3 Eylül 2009 Perşembe
Koyun, insan ve televizyon.

Askerdeydim malum sıkıntıdan, koğuşta kendimizi gazetelerin sudoku eklerine verdiğimiz zamanlar. Bir haber gözüme çarptı uçurumdan atlayan keçinin arkasından atlayarak telef olan 350 koyun.
O günden beri, gazete ve televizyonlardan duyduklarıyla karşıma gelen insanlar hep koyun gibi gelmiştir gözüme.
Toplumumuzda özellikle şöyle bir adet var: Basın dediyse doğrudur!
Ana haber bültenlerinde en çok süre verilen partilerin iktidar olması, tüm uzun saçlı gençlerin bir dönem satanist etiketi yemesi, gazetelerin spor eklerinde hayali futbolcu diyalogları gibi birçok örnek var önümüzde.
Empati yapıp tartmak lazım, lütfen keçilerin peşinden atlamayalım.
Keçi, koyun haberi: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4810709.asp?m=1&gid=69&srid=3047&oid=6
Efsanevi bir spor asparagasıyla bu yazı burada biter:
İbo Jordan'ı şaşırttı
NBA şampiyonluğu için Utah Jazz'la final serisi maçlarına çıkan c. bulls'lu yıldızlar, türkiye'deki transfer rakamlarına inanamadı. Jordan, İbrahim Kutluay'ın aldığı transfer ücretini duyunca, ‘‘dalga mı geçiyorsun’’ derken yüksek rakamları eleştirdi.
Bulls'un uğur merkezi
Yer: Chicago Drake Otel. Burası, bulls'un karargahı. Otelin alt katında blues bar var. Ve burası Chicago Bulls oyuncuları için uğur merkezi. "Ne zaman bir maçtan önce buraya gelirsek kazanıyoruz" diyorlar. Ve bu otele basın mensuplarının girmesi yasak. Ancak büyük tesadüf, Türkiye'den rezervasyonumuzu buraya yaptırmışız. Çaresiz bizi kabul ediyorlar. Tek şartları var; fotoğraf çektirmemek. "Tamam" diyoruz.
Yine mi Efes?
Blues Bar'da, Michael Jordan, Scottie Pippen, Toni Kukoç, Luc Longley, Jud Buechler, Steve Kerr birarada. Ve sonra güzel bir sohbet başlıyor. Önce Avrupalı Toni Kukoç geliyor. ve ilk sorusu, "Türkiye'de kim şampiyon oldu, gene mi Efes?" diye soruyor. "Hayır" diyorum, "Ülker oldu bu sene." "Değişiklik iyi" diyor Kukoç ve ekliyor, "Ama Ülker bir türlü Avrupa'da iyi yerlere gelemiyor."
Avrupa, ilkokul
Biz Kukoç'la Avrupa'daki basketbolu konuşurken Scottie Pippen araya giriyor, "Siz neyi konuşuyorsunuz? Avrupa hala bizim ilkokulumuz" diyor. Kukoç dönüp ona cevap veriyor, "Ama ben Avrupa'dan geldim". Başta Jordan olmak üzere diğerleri takılıyorlar, "Hala ilkokuldasın." sonra "Türkiye'yi tanıyor musunuz" diye soruyorum.
Jordan'ın yorumu
Hepsinde ufak tefek bir imaj var. Ama en iyi bilgiyi Kukoç veriyor. "Biliyor musunuz, Türkiye'de ortalama bir oyuncu yılda 2 milyon dolar kazanıyor." İşte burada basketbolun efsanevi adamı Michael Jordan lafa giriyor, "Yanlış yapıyorsunuz. dışarıdan oyuncu alarak, para vererek, onları transfer ederek hiçbir yere varamazsınız. Kendi ürününüzü kendiniz yetiştirmeniz gerekir."
Dalga geçiyorsun?
Bu arada, İbrahim Kutluay'dan bahsederek devreye giriyorum, "Bir Türk oyuncu, bir başka kulübe yaklaşık 10 milyon dolara transfer oldu" diyorum. Cevap hemen geliyor, "O zaman niye NBA'e gelmedi. NBA'de 10 milyon dolarlık transfer yok." İbrahim'in 3 yıl için 5.5 milyon dolar alacağını söylüyorum, "Dalga geçiyorsun" diyip devam ediyor:
Para vermelisin
"Bu parayla NBA'den takımı Avrupa'da kupalara taşıyacak oyuncular alırsınız, doğru düşünün. Basketbol parayla oynanmaz. Elbette para kazanılır. Ama önce oyuncu basketbol oynamayı istemeli. İşler paraya geldi mi belirli bir noktadan sonra olmalı. Yani benim gibi. Attığım adım para. Sana şimdi bunları söylüyorum, bunlar da para olmalı."
Denge gerek
Bu sırada Scottie Pippen devreye giriyor, "Türkiye'nin yükseldiğini duyuyorum. ama ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bu paralar çok. Önce dengeyi kurmak gerek". Ve sonra yeniden NBA'e dönüyoruz. Hepsi, "Biz Utah'ta bir maç kazanmamız gerektiğini biliyorduk. Onu yaptık ve bundan sonra da işi bitireceğiz" diyorlar.
Esat yılmaer
Çölde su arasam ütü bulurum, voltranı oluştursak götü olurum.
Sanal dünya.

PES vs FM
Öncelikle söze artık bir PES aparatı haline gelmiş Play Station’dan başlayalım;
Şüphesiz ki birçok Türk genci için PS demek PES demektir. 40 masalı PS salonlarında hemen, hemen tüm masaların PES oynandığı günümüzde, aksini iddia etmek zaten saçma olurdu.
Play Station’la erken tanışanlardanım. Istanbul’dan getirtiğim bu cihazı ufo gören masum köylü edasıyla 1 saat çalıştırmadan izlediğimi bilirim. O zamanlar fifa baş tacı, ama çevreden duyumlar geliyor.
- abi caponlar bi futbol oyunu yapmış mükemmel
- Olm fifa bitti artık çok gerçekci bu oyun
vb…
Alışkanlıklarına bağlı bendeniz, fifa’dan da vazgeçmemiştim tabiî ki, taki etrafımda fifa oynayan kalmayana dek. Artık herkez pes’ci olmuş çıkmış, bizede üç boyutlu futbol dünyasında jubile yapmak kalmıştı.
Ama vazgeçemeyeceğim bir oyun vardı! CM , Şimdi ki adıyla FM.
Evet bir menajerlik oyunu.
Bu illeti oynayan uykuyu unutuyor, yemeğini bilgisayar başında yiyor, bilgisayar başından zorunlu uzaklaştığı zamanlarda taktik ve transfer düşünüyordu. Işin ilginç yanı oyun tamamen yazı üzerine kurulu üç boyutlu olmayan maçları bilgisayarın yaptığı taktik ve transfer üzerine kurulu bir oyundu.
Oyunun hastalarını cezpettiği konu ise, dil/din/ırk/ülke fark etmeksizin dünyadaki tüm kulüp ve futbolcular hakkında gerçeğe yakın bilgiler vermesi ve size tam anlamıyla bir teknik direktör egosu sunmasıydı.
İş, güç, askerlik derken, yıllarımızı heba eden, gecemizi gündüzümüze karıştıran bu oyunla aramızda iyice açılmıştı.
Aradan geçen yıllar sonrasında Play Station’da ki PES çılgınlığı beni de cezpetmeye başlamıştı. Fifa’dan tuş takımı bile tamamen farklı da olsa, bi alt yapımız vardı futbol oyunları hakkında. Bingo! Bu sefer sarmıştı PES, kıran kırana maçlar, üçe üç 6 kişilik sabahlara kadar süren karşılaşmalardan sonra diğer modlarınada göz atayım dedim PES’in.
O da ne!
Master league adı altında menajerlik bölümü eklemişlerdi. Işte yıllarca hayalini kurduğum, her potansiyel insanı çocuk yapabilecek mod buydu. Lakin master league başladığımda hafiften bir hayal kırıklığı da başlamıştı bünyede. Ne futbolcular gerçeği yansıtıyor, nede popüler liglerin popüler takım ve futbolcularından başka gerçek tabanlı oyuncular vardı.
Buradan Konami’ye sesleniyorum : sevgili capon arkadaşlar birleştirin şu Fm veri tabanıyla Pes’i Yeni bir çağ açın oyun dünyasında, hem siz mutlu olan hem biz futbolseverler.
18 Ağustos 2009 Salı
Kuş derken ?

17 Ağustos 2009 Pazartesi
Bir Holywood klasiği..

10 Ağustos 2009 Pazartesi
24 Temmuz 2009 Cuma
Bir zamanlar..

















